Adalet Bakanlığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Ahbap Derneği’ne ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında Dernek Başkanı Haluk Levent hakkında yakalama kararı çıkarıldığını duyurdu.
Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Ahbap Derneği’ne yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında Dernek Başkanı Haluk Levent hakkında yakalama kararı çıkarıldığı bildirildi.
Açıklamada, dosyanın içeriğine ilişkin ayrıntılı bilgi paylaşılmadı.
Özgür Karabat açıkladı: İşte dolar ekonomisinin tablosu!
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede Türkiye ekonomisinde derinleşen dolarizasyon tehlikesine dikkat çekti. Karabat, yüksek faiz politikalarına rağmen tasarrufların ve borçlanmanın hâlâ döviz ve altına endeksli olduğunu belirterek, “Sorun yalnızca enflasyon değil, ekonominin giderek daha fazla dolarize olmasıdır” dedi.
“Güvensizlik Vatandaşı Dövize ve Altına Yöneltiyor” AKP'nin ekonomi politikalarının toplumda ciddi bir güven kaybı yarattığını ifade eden Karabat, imkânı olan herkesin birikimini dolar ya da altına çevirdiğini söyledi. Bunun ekonomik istikrarsızlığın en önemli göstergelerinden biri olduğunu belirten Karabat, dolarizasyonun ulaştığı seviyenin alarm verdiğini vurguladı.
Şirketlerin Borcu Hâlâ Döviz Cinsinden Karabat'ın paylaştığı verilere göre şirketlerin kredi borçlarının yaklaşık yüzde 61'i döviz cinsinden bulunuyor. Kur krizlerinin ve pandeminin yaşandığı dönemde bu oranın yüzde 64 seviyesinde olduğunu hatırlatan Karabat, aradan geçen yıllara rağmen üretim ve yatırımın hâlâ döviz riskine bağımlı olduğunu ifade etti.
Döviz Hesapları Azalsa da Altına Kaçış Sürüyor Döviz mevduatlarının toplam mevduat içindeki payının yüzde 38 seviyelerine gerilediğini belirten Karabat, vatandaşların döviz yerine altına yöneldiğini kaydetti. Yastık altında bulunduğu tahmin edilen altının 500 milyar doların üzerinde olduğuna da dikkat çekti.
Dolarizasyonun sadece bankalardaki döviz üzerinden ölçülmesinin yanıltıcı olduğunu belirten Karabat, altın tasarruflarının da hesaba katılması gerektiğini söyledi. Altın varlıklarının da eklenmesiyle tasarruflardaki dolarizasyon oranının yüzde 70'e yaklaştığını ifade etti.
“Rezerv Biriktirmek Sorunu Çözmüyor” Rezerv artışının dolarizasyon sorununu ortadan kaldırmadığını ifade eden Karabat, tasarrufların neden döviz ve altına yöneldiği ile şirketlerin neden TL yerine dövizle borçlanmayı tercih ettiği sorularına yanıt verilmeden kalıcı çözüm üretilemeyeceğini belirtti. Yüksek faiz ve sıcak para girişine dayalı ekonomi yönetiminin sürdürülebilir olmadığını dile getirdi.
“Türkiye'nin Gerçek Beka Meselesi Dolarizasyondur” Açıklamasının sonunda iktidarın kur şokundan çekindiğini savunan Karabat, bu nedenle dış politikada tavizler verildiğini ve sıcak para girişine bağımlı bir ekonomik anlayışın benimsendiğini öne sürdü. Karabat, “Türkiye'nin gerçek beka meselesi dolarizasyondur. Güveni yeniden tesis eden, üretimi ve Türk lirasını güçlendiren politikalar uygulanmadıkça bu tablo değişmeyecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Özgür Karabat'ın paylaşımlarının tamamı şöyle:
1 ) AKP’nin yarattığı güvensizlik nedeniyle imkanı olan herkes dolar veya altın alıyor. Dolarizasyonun ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiğini veriler ışığında anlatalım.
2 ) Türkiye'de sorun sadece enflasyon değil, ekonominin giderek daha fazla dolarize olması. Faizi yükselttiler, kredi musluklarını kıstılar, rezerv biriktirdiler. Ama verilere baktığımızda tasarruflar ve borçlar hâlâ dövize endeksli!
3 ) Bugün şirketlerin kredi borçlarının yaklaşık %61'i döviz cinsinden. Kur şokunun yaşandığı ve pandeminin etkili olduğu dönemde bile bu oran %64'tü. Bu tablo, üretimin ve yatırımın halen döviz riskine mahkum olduğunu gösteriyor.
4 ) Yüksek faize rağmen döviz mevduatlarının toplam mevduat içindeki payı %60'lardan sadece %38'lere geriledi. Bu gerilemeye bakıp dolarizasyon bitti diyemiyoruz. Çünkü vatandaş döviz yerine aynı zamanda altına yöneldi.
5 ) Dolarizasyonu sadece bankalardaki döviz hesaplarıyla ölçmek büyük hata. Milyonlarca kişi tasarrufunu altına çeviriyor. Üstelik yastık altında bulunduğu tahmin edilen altının değeri 500 milyar doların üzerinde. Altın varlıklarını da eklediğimizde tasarruflardaki dolarizasyon %70’e yaklaşıyor!
6 ) Güvensizlik şekil değiştiriyor, ama ortadan kalkmıyor. Dolar almayan altına yöneliyor. Çünkü insanlar yüksek enflasyon ve güvensizlik nedeniyle, tasarruflarını ulusal parada tutmak istemiyorlar.
7 ) Türkiye'nin en büyük ekonomik korkusu enflasyon değil, kur şoku haline geldi. İşte bu nedenle Merkez Bankası enflasyonla mücadele söylemi altında, kuru mümkün olduğunca baskılıyor. Çünkü kurdaki sert yükseliş sadece fiyatları değil, şirket bilançolarını, bankacılık sistemini ve kamu maliyesini de sarsıyor.
8 ) Sorun rezervle örtülmeye çalışılıyor, ama sorun ortadan kalkmıyor. Tasarruflar neden döviz ve altına kaçıyor? Şirketler neden TL yerine dövizle borçlanıyor? Bu soruların cevabı bulunmadan, yüksek faizle sıcak para çekip borçlanarak rezerv biriktirmenin sonu değişmez.
9 ) Kısa ve net söyleyelim: Dolar şokundan korkan AKP, her türlü diplomatik ve jeopolitik tavizi veriyor. Tom Barrack gibilerinden talimat alıyor, sesini dahi çıkaramıyor. Karşılığında sıcak para alarak günü kurtarıyor.
Türkiye’nin gerçek beka meselesi işte bu dolarizasyonun arkasındadır!
Ekrem İmamoğlu "casusluk" suçundan hakim karşısında: Devlet adına çalışmış bir insandan casus çıkar mı?
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün hakkında “siyasal casusluk” iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesindeki duruşma salonunda görüldü.
İmamoğlu, dün sabah 10.30’da hazır bulunduğu duruşma salonundan, diploma davasında beyanda bulunmak üzere yaklaşık 15 dakika sonra ayrıldı.
Diploma davasının görülmesinin ardından İmamoğlu, casusluk davasının görüldüğü 4 no’lu salondaki sanık koltuğuna yeniden oturdu.
Duruşmada Merdan Yanardağ ve Necati Özkan ile avukatlarının savunmalarının alınmasının ardından İmamoğlu'nun savunması dinlendi.
Aynı gün üç farklı davada yargılandığını hatırlatan İmamoğlu, “Sabah 36 yıl önce üniversiteler arası geçiş yaptığım döneme ilişkin sözde evrakta sahtecilik davasındaydım. 18 yaşındaki Ekrem’e dava açıldı. Aynı kampüste İBB davası sürüyor. Şimdi de bu salondayım. Bugün burada ayrı salonlarda hukuk cinayetleri işleniyor. Ben de hukuksuzluk triatlonu yapıyorum. Bir hukuk cinayetinden diğerine koşarak kendimi savunmaya çalışıyorum” dedi.
Hakkında açılan davaların siyasi olduğunu savunan İmamoğlu, casusluk suçlamasını “hukuk devleti ilkesine ağır bir saldırı” olarak nitelendirdi. Türkiye’nin NATO Zirvesi öncesinde böyle bir davayla gündeme gelmesini eleştiren İmamoğlu, “Dört kez yenildiği, bir kez daha yenileceğini bildiği rakibini mahkeme salonlarında tasfiye etmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız” ifadesini kullandı.
“Sandıktan korkan, sandıktan kaçan, hatta kaybettiği seçimi iptal eden zihniyeti bu millet gördü” diyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Ben adalete de demokrasiye de Türkiye’nin güzel yarınlarına da güveniyorum. Bu mücadelede kararlıyım. Bu kararlılığım 86 milyonun tamamını kapsıyor. Çünkü hayalini kurduğumuz Türkiye, herkes için adil bir Türkiye’dir. Biz bu ülkeye küsmeden, kırılmadan, korkmadan hizmet etmeye yemin etmiş insanlarız. İstiklal Marşı’nın ilk kelimesi ‘Korkma’dır. O duygu hiçbir zaman zihnimizden silinmedi. Milletin iradesinden korkan, adaletten korkan bir anlayışın bu milleti temsil etmesi mümkün değildir.
Bugün görülen dava, bütün bu davalar içinde en ibret verici olanlardan biridir. İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbul tarihinde en yüksek oyla seçilmiş bir belediye başkanı, 15,5 milyon insanın oyuyla cumhurbaşkanı adayı olmuş, 25,1 milyon insanın imzasıyla desteklenmiş bir kişi olarak casusluk gibi son derece ağır bir suçlamayla yargılanıyorum. Bu tımarhanelik bir iştir. Bu iddianameye imza atanların ortaya koyduğu metin de tımarhanelik bir metindir.”
Casusluğun bir ülkenin güvenliğine, sırlarına ve bağımsızlığına ihanet anlamına geldiğini söyleyen İmamoğlu, savunmasını şöyle sürdürdü:
"Böylesine ağır bir suçlamanın siyasi rekabetin ve hukuki kurguların malzemesi haline getirilmesi yalnızca bana değil, hukuk devleti ilkesine de yapılmış ağır bir haksızlıktır. İlk celsede yapılan sunumları dinledikçe iddianameyi daha iyi anladım. Benimle ilgili bölüm neredeyse bir fotoğraftan ibaret. Allah rahmet eylesin, beni beş dakikalığına ziyaret eden bir hanımefendi ve kendisini manevi oğlu olarak tanıtan iş insanı Hüseyin Gün’ün beş dakikalık ziyareti ile çekilmiş görüntüler üzerinden casusluk iddianamesi hazırlanmış. Milyonların gözü önünde siyaset yapan, kamu görevi yürüten bir insan hakkında böylesine soyut iddialarla leke sürmeye çalışıyorlar.
Milletin iradesinden korkup siyasete müdahale etmek, canı isteyince seçim iptal etmek, canı isteyince kurultayı iptal etmeye çalışmak, istemediğini cezaevine göndermek… Bugün kendisini ‘devlet aklı’ olarak tanımlayan vasat zihniyetin Türkiye’ye yaşattığı tam olarak budur.
Yarın Ankara’da NATO Zirvesi var. Ukrayna konuşulacak, İran konuşulacak, Orta Doğu konuşulacak. Peki Türkiye’yi yönetenler orada ne diyecek? ‘Dört kez yenildiğim, bir kez daha yenileceğim rakibimi hapse attırdım. Dün de üç ayrı duruşmada yargıladım’ mı diyecekler? Bununla mı gurur duyacaklar? Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukunu böyle mi anlatacaklar? İşte bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu vahim tablo budur.
Vatandaşına güvenmeyip başkentini olağanüstü hal psikolojisine sokan bir anlayışla karşı karşıyayız. Kendi vatandaşından korkuyor. Bunu milli güvenlik meselesi gibi görüyor. İşte bugün yaşadığımız tablo tam da budur. Bir ülkeye ihanet vatandaşını düşman gibi görmekle başlar. Devletin gücü kapatılan meydanlardan değil, özgürce konuşabilen vatandaşlarından gelir. 86 milyonun sesinden çekinip dünyaya başka bir fotoğraf vermeye çalışmak mı ülkeye sadakat? Size milletine sadakat nedir de anlatırım, milletinden korkmak nedir de anlatırım. Çünkü bir ülkeye ihanet vatandaşını düşman gibi görmekle başlar. Vatandaşını sevmemekle başlar. Vatandaşından korkmakla, vatandaşından şüphe etmekle başlar. Cumhuriyeti, demokrasiyi, adaleti, özgürlükleri, hakkı ve hukuku unutursanız, kendinizi 1150 odalı bir saraya kapatır, o sarayın dehlizlerinden ülkeyi yöneteceğinizi zannederseniz tam da bugünkü duruma düşersiniz. Devlet yönetmek vatandaşını düşman görmek değil, vatandaşını sevmektir. Onunla hasbihal edebilmektir.
Bir ülkeye ihanet, milletin iradesini bastırmayı devlet yönetmek sanmakla başlar. Cumhuriyetin gücünü kendi milletinde değil de başkalarının takdirinde aramakla başlar. Gerçek devlet ciddiyeti nedir, milletine güvenmek nedir, Türkiye’nin itibarı nasıl korunur? Bir ülkenin gücü meydanlarını kapatmasıyla değil, meydanlarında özgürce konuşabilen insanların sayısını artırmasıyla büyür.”
“MİLLETİN İRADESİNE RAĞMEN KURULAN HİÇBİR DÜZEN BAŞARAMAZ”
Yargı üzerinden siyaset dizayn edilmeye çalışıldığını öne süren İmamoğlu, “Millet iradesine rağmen kurulan hiçbir hesap tarihte başarıya ulaşmadı, bugün de ulaşamayacak. Siyasi parti mühendisliği yapmaya çalışanlar, milletin iradesini mahkeme kararlarıyla şekillendirmek isteyenler asla başarılı olamayacak. Muhalifleri tasfiye etmenin aracı haline gelen bir adalet sisteminin hesabını er ya da geç millet soracaktır” dedi.
Casusluk iddianamesini eleştiren İmamoğlu, dosyanın İBB davasıyla bağlantılı kurgulandığını savundu. “Beş dakika görüştüğüm bir kişi bu dosyada örgüt yöneticisi olarak gösteriliyor. Hayatımda tanımadığım insanlar örgüt yöneticisi ilan ediliyor. Aynı kişiler başka salonda İBB davasının da örgüt yöneticileri olarak yargılanıyor.” ifadelerini kullanan İmamoğlu, şöyle devam etti:
“20 HAKİM DEĞİŞTİ, TEK DEĞİŞMEYEN SANIK BENİM”
"Hakkındaki davaların değişmeyen tek rutininin hakim ve savcı değişiklikleri olduğunu" söyleyen İmamoğlu, her seferinde aynı dosyayı yeniden anlattığını bildirdi. İmamoğlu, "Dosyaların değişmeyen tek tarafı sanık koltuğunda benim oturmam. Son bir buçuk yılda 15 ceza davası icat edildi, 20 hakim değişti. Hiçbir davam başladığı hakimle devam etmiyor. Madem yargı bağımsız, bu hakim değişikliklerini millete kim açıklayacak?"
İmamoğlu, aynı dosyada yargılanan Melih Geçek’in ailesine yönelik operasyonlara değindi. Yaklaşık bir ay önce terörle mücadele ekiplerinin Geçek’in eski eşinin, kız kardeşinin ve babasının evinde arama yaptığını belirten İmamoğlu, şunları söyledi:
“Gece yarısı ‘iPad arıyoruz’ diyerek evlere girdiler. Melih Geçek’in 7 yaşındaki yeğeninin oyun oynadığı tablete el koydular. Yetmedi, anne ve babasının telefonlarını aldılar. Eski eşinin ‘Bu telefon bana ait’ demesine rağmen telefonuna el koydular. 13 yaşındaki kızının ders çalıştığı tablet de emniyette. Bu mudur terörle mücadele? Bu insanların yaşadığı psikolojik işkencenin hesabını kim verecek?”
Hakkında dava açan savcıların terfi ettiğini ileri süren İmamoğlu, “Diploma davasının savcısı başsavcı vekili oldu. Bu dosyanın savcılarından biri başsavcı vekili, biri İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili, biri de Adalet Bakan Yardımcısı oldu. Makam dediğiniz şey onurla alınır, liyakatle alınır, emekle alınır; iftirayla, kumpasla, yalanla alınmaz” dedi.
“MİT BAŞKANI NEDEN KONUŞMUYOR?”
İmamoğlu, MİT’in mahkemenin yazısına cevap vermediğini öne sürerek, şu ifadeleri kullandı:
“MİT’e müzekkere yazıldı ama cevap yok. İbrahim Kalın niye konuşmuyor? Hüseyin Gün casus mu değil mi? Ekrem İmamoğlu casus mu değil mi? Necati Özkan casus mu değil mi? Merdan Yanardağ casus mu değil mi? Devlet adına çalışmış bir insandan casus çıkar mı? Eğer çıkıyorsa bunu MİT söylesin. Neden tek kelime etmiyorlar?”
Konuşmasının sonunda davanın siyasi olduğunu yineleyen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Yanlışı halk düzeltir. Bu yargılamalar ne kadar uzarsa uzasın, ne kadar hakim ve savcı değişirse değişsin bu süreç fiilen bitmiştir. Yakında halkın hükmünü sağır sultan bile duyacaktır. Ben 16 milyonluk İstanbul’un seçilmiş belediye başkanıyım. 15,5 milyon insanın ön seçimde tercih ettiği cumhurbaşkanı adayıyım. 25,1 milyon insanın imzasıyla desteklediği bir adayım. Bana ‘casus’ diyenin ağzını da karışlarım, alnını da karışlarım. Merdan Yanardağ bu ülkenin saygın bir gazetecisidir. Necati Özkan benim yıllardır danışmanımdır. Bu insanlardan casus çıkmaz. Tanıdığım kadarıyla Hüseyin Gün de devletine hizmet etmiş bir iş insanıdır. Yazık etmeyin. Eğer bu dosyada tutukluluğun devamına karar verecekseniz, o kararı da tanımıyorum.”
Edinilen bilgiye göre Ayhan Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.
Gözaltına alındığını sosyal medya hesabından paylaşan Ayhan, "Evime polis geldi, gözaltına alınıyorum" bilgisini verdi.
BirGün Gazetesi'nin haberine göre Ayhan’ın Silivri’deki Marmara Cezaevi Yerleşkesi’nde görülen İBB davasına dair haber ve paylaşımları suçlama konusu edildi.
Haberde Ayhan'ın geceyi Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde geçireceği ve ifadesinin yarın alınacağı bilgisi verildi.
Özgür Özel’in masasındaki son anket: Yeni parti AKP'ye fark atıyor!
CHP Lideri Özgür Özel’in masasındaki son ankete göre, Özel yeni parti kurarsa yüzde 33,8 oy alıyor. AKP yüzde 27 oy alırken Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP yüzde 5 oy alarak baraj altı kalıyor.
CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’nın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin kararıyla mutlak butlan ilan edilmesi ve ardından yaşanan gelişmelerin ardından Özgür Özel’in yeni bir parti kuracağı iddia ediliyordu. Özel, daha önce yaptığı açıklamada, "Temel motivasyonumuz partiden ayrılmak değil. Çaresiz kaldığımız noktada yapmamız gerekeni yaparız ama temel motivasyonumuz parti kurmak değil, partimizi geri almak. Öyle bakıyorum. Kıyamet senaryomuz var. Mahkeme bitmiyor, bunlar kurultay yapmıyor, baskın seçim gelmiş. Ne yapacağız? Doğru adayı çıkarıp koyacağız, bir partiye listeyi vereceğiz. Ama bu kıyamet senaryosu" demişti.
Bu tartışmalar sürerken, Özgür Özel liderliğinde kurulacak bir partinin oy oranı ve CHP seçmeninin mutlak butlan kararına karşı tutumu yeni anketlerin de konusu oldu.
Alınan bilgiye göre, bir araştırma şirketi tarafından 15-25 Haziran günleri arasında, 28 ilde, 1165 kişinin katılımıyla anket yapıldı. Özel’in masasında bulunan bu son ankete katılan ve CHP seçmeni olduğunu belirtenlerin yüzde 60'ı butlan kararına karşı çıkıyor. Anket sonuçlarına göre, kurulacak yeni parti ise birinci parti konumuna yükseliyor.
ÖZGÜR ÖZEL’İN PARTİSİ BİRİNCİ PARTİ
Birden fazla senaryonun sorulduğu ankete göre, Özgür Özel yeni bir parti kursa alacağı oy oranı yüzde 33,8. Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP yüzde 5 ile baraj altı kalırken, AKP ise yüzde 27 oy alıyor.
Özel’in CHP’nin genel başkanlığına döndüğü bir diğer senaryoda ise CHP’nin oy oranı yüzde 36,5’e çıkıyor. Bu senaryoda da AKP'ye oy vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 27,5 oluyor.
TOPLUM BUTLANA KARŞI, CHP'LİLER KURULTAY İSTİYOR
Ankete göre, Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeniden CHP Genel Başkanı olarak görevlendirilmesi kararı, ankete katılanlar tarafından kabul edilmedi. Ankete katılanların yüzde 61’i kararı doğru bulmazken bu oran CHP seçmenlerinde yüzde 83’e yükseliyor.
Ankete katılan CHP seçmeninin yüzde 71’i, Kılıçdaroğlu’nun hemen kurultaya gitmesi gerektiğini düşünüyor.
TOPLUM BUTLANI İKTİDARLA İLİŞKİLENDİRİYOR
Ankette katılımcılara, "Butlan kararıyla iktidarın ilgisi yoktur, CHP'nin iç meselesidir" görüşüne katılıp katılmadıkları da soruldu. Bu soruya katılımcıların yüzde 53’ü katılmadı, butlan kararını CHP’nin iç meselesi olarak görenlerin oranı ise yüzde 41.
YENİ PARTİNİN OY POTANSİYELİ YÜZDE 46
Ankete katılanların yüzde 40’ı Özgür Özel’in yeni bir parti kurması gerektiğini düşünürken, bu oran CHP seçmeninde yüzde 46’ya çıkıyor. CHP seçmeninin yüzde 37’si ise Özel’in partide kalarak Kılıçdaroğlu’na karşı mücadele etmesi gerektiğini düşünüyor.
Özgür Özel liderliğinde kurulacak bir partiye oy verme ihtimali olanların oranıysa yüzde 46. Bu oran CHP seçmeninde ise yüzde 80’e çıkıyor.
Ankara Milletvekili Adnan Beker, CHP'den istifa ettiğini açıkladı.
Beker, "Bağımsız Ankara milletvekili olarak ülkemin birliği, beraberliği ve huzuru için mücadele etmeye devam edeceğim" dedi.
CHP Ankara Milletvekili Adnan Beker, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
"Cumhuriyet Halk Partisi’nde kişisel hesapların ve hukuksuzluğun hakim olduğunu üzülerek izlemekteyim.
Mevcut yapı içerisinde verilecek bir siyasi mücadelenin ülkemize ve milletimize yararı olmayacağı kanaatinde olduğum için Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden istifa ediyorum.
Bağımsız Ankara milletvekili olarak ülkemin birliği, beraberliği ve huzuru için mücadele etmeye devam edeceğim."
Özgür Karabat: Bu nasıl zam! Emekli maaşı ne kiraya ne gıdaya yetiyor!
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, sosyal medya hesabından çok çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Karabat açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
1) Emekli kirasını ödeyemiyor, gıda yardımına muhtaç, otel köşelerine düşmüş durumda. Derinleşen ekonomik kriz, bitmek bilmez sorunlar, dayatılan otoriterlik... Türkiye’nin gerçek gündemi bunlardır.
2) Kaliteli ve sağlıklı beslenme ile barınma konuları, AKP sayesinde birer kriz halini aldı. İlk 6 aylık enflasyon verileri ile emekli maaşlarına sözde zam yapıldı. En düşük emekli aylığı 20 bin TL'den 23 bin 552 TL'ye yükseldi. Bunun ne kadar yetersiz bir seviye olduğuna hep birlikte bakalım...
3) Merkez Bankası'nın yeni kiracı kira endeksine göre, Türkiye'de 100 metrekarelik bir evin ortalama kirası 24 bin 179 TL oldu. Yani en düşük emekli maaşı, Türkiye ortalama kirasının bile altında kaldı. Bir ömür çalışan milyonlarca insanın maaşı kiraya bile yetmiyor.
4) İstanbul'da ortalama kira 40 bin 453 TL. En düşük emekli maaşı alan biri, maaşının tamamını kiraya verse bile her ay yaklaşık 17 bin TL açık veriyor. Üstelik bu hesaba elektrik, doğalgaz, su, internet, ulaşım, ilaç, gıda ve diğer zorunlu harcamalar dahil değil.
5) Sadece İstanbul değil, pek çok şehirde de durum aynı. Muğla'da ortalama kira 33 bin 138 TL, İzmir'de 26 bin 579 TL, Antalya'da 25 bin 95 TL, Çanakkale'de 24 bin 679 TL. En düşük emekli maaşı, bu illerin tamamında ortalama kiranın altında kaldı. İnsanlar artık maaşlarıyla ev kiralayamaz hale getirildi.
6) Açıklanan maaş artışları, vatandaşın pazarda ve markette yaşadığı hayat pahalılığını yansıtmıyor. Çünkü maaş zamları, milyonların hissettiği gerçek enflasyona değil, açıklanan resmi enflasyon verilerine göre belirleniyor. TÜİK tarafından enflasyon düşük gösterildikçe memurun da emeklinin de maaşı yerlerde sürünüyor.
7) Açlık sınırı bugün birçok araştırmaya göre 35 bin TL'nin üzerine, yoksulluk sınırı ise bunun kat kat üstüne çıkmış durumda. Buna rağmen en düşük emekli maaşı 23 bin 552 TL seviyesinde bırakılıyor. İnsanlara bırakın insanca yaşamayı, temel beslenme giderlerini bile karşılayamayacakları bir gelir reva görülüyor.
8 ) Asgari ücretliye ise ara zam yapılmadı. Milyonlarca çalışan yılın ikinci yarısına, yılın ilk günündeki maaşıyla devam edecek. Oysa kira arttı, gıda arttı, ulaşım arttı, faturalar arttı. Artmayan tek şey çalışanların geliri oldu. Enflasyon karşısında ücretler her ay biraz daha erirken milyonlarca emekçi sessizce yoksullaşıyor.
9) Bugün Türkiye'de milyonlarca emekli vatandaşımız, çocuklarından ve çevresinden destek almadan yaşamını sürdüremiyor. Enflasyonla mücadele adı altında halkımız bilerek yoksullaştırılıp, yardıma muhtaç hale getiriliyor. Buna da “devlet aklı” deniliyor!
Yurttaş TV
CHP lideri Özgür Özel, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden şair ve yazar Ahmet Telli’nin ailesine taziye ziyaretinde bulundu
11 hours ago | [YT] | 1,599
View 36 replies
Yurttaş TV
Haluk Levent hakkında yakalama kararı
Adalet Bakanlığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Ahbap Derneği’ne ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında Dernek Başkanı Haluk Levent hakkında yakalama kararı çıkarıldığını duyurdu.
Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Ahbap Derneği’ne yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında Dernek Başkanı Haluk Levent hakkında yakalama kararı çıkarıldığı bildirildi.
Açıklamada, dosyanın içeriğine ilişkin ayrıntılı bilgi paylaşılmadı.
1 day ago | [YT] | 402
View 251 replies
Yurttaş TV
Özgür Karabat açıkladı: İşte dolar ekonomisinin tablosu!
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede Türkiye ekonomisinde derinleşen dolarizasyon tehlikesine dikkat çekti. Karabat, yüksek faiz politikalarına rağmen tasarrufların ve borçlanmanın hâlâ döviz ve altına endeksli olduğunu belirterek, “Sorun yalnızca enflasyon değil, ekonominin giderek daha fazla dolarize olmasıdır” dedi.
“Güvensizlik Vatandaşı Dövize ve Altına Yöneltiyor”
AKP'nin ekonomi politikalarının toplumda ciddi bir güven kaybı yarattığını ifade eden Karabat, imkânı olan herkesin birikimini dolar ya da altına çevirdiğini söyledi. Bunun ekonomik istikrarsızlığın en önemli göstergelerinden biri olduğunu belirten Karabat, dolarizasyonun ulaştığı seviyenin alarm verdiğini vurguladı.
Şirketlerin Borcu Hâlâ Döviz Cinsinden
Karabat'ın paylaştığı verilere göre şirketlerin kredi borçlarının yaklaşık yüzde 61'i döviz cinsinden bulunuyor. Kur krizlerinin ve pandeminin yaşandığı dönemde bu oranın yüzde 64 seviyesinde olduğunu hatırlatan Karabat, aradan geçen yıllara rağmen üretim ve yatırımın hâlâ döviz riskine bağımlı olduğunu ifade etti.
Döviz Hesapları Azalsa da Altına Kaçış Sürüyor
Döviz mevduatlarının toplam mevduat içindeki payının yüzde 38 seviyelerine gerilediğini belirten Karabat, vatandaşların döviz yerine altına yöneldiğini kaydetti. Yastık altında bulunduğu tahmin edilen altının 500 milyar doların üzerinde olduğuna da dikkat çekti.
Dolarizasyonun sadece bankalardaki döviz üzerinden ölçülmesinin yanıltıcı olduğunu belirten Karabat, altın tasarruflarının da hesaba katılması gerektiğini söyledi. Altın varlıklarının da eklenmesiyle tasarruflardaki dolarizasyon oranının yüzde 70'e yaklaştığını ifade etti.
“Rezerv Biriktirmek Sorunu Çözmüyor”
Rezerv artışının dolarizasyon sorununu ortadan kaldırmadığını ifade eden Karabat, tasarrufların neden döviz ve altına yöneldiği ile şirketlerin neden TL yerine dövizle borçlanmayı tercih ettiği sorularına yanıt verilmeden kalıcı çözüm üretilemeyeceğini belirtti. Yüksek faiz ve sıcak para girişine dayalı ekonomi yönetiminin sürdürülebilir olmadığını dile getirdi.
“Türkiye'nin Gerçek Beka Meselesi Dolarizasyondur”
Açıklamasının sonunda iktidarın kur şokundan çekindiğini savunan Karabat, bu nedenle dış politikada tavizler verildiğini ve sıcak para girişine bağımlı bir ekonomik anlayışın benimsendiğini öne sürdü. Karabat, “Türkiye'nin gerçek beka meselesi dolarizasyondur. Güveni yeniden tesis eden, üretimi ve Türk lirasını güçlendiren politikalar uygulanmadıkça bu tablo değişmeyecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Özgür Karabat'ın paylaşımlarının tamamı şöyle:
1 ) AKP’nin yarattığı güvensizlik nedeniyle imkanı olan herkes dolar veya altın alıyor. Dolarizasyonun ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiğini veriler ışığında anlatalım.
2 ) Türkiye'de sorun sadece enflasyon değil, ekonominin giderek daha fazla dolarize olması. Faizi yükselttiler, kredi musluklarını kıstılar, rezerv biriktirdiler. Ama verilere baktığımızda tasarruflar ve borçlar hâlâ dövize endeksli!
3 ) Bugün şirketlerin kredi borçlarının yaklaşık %61'i döviz cinsinden. Kur şokunun yaşandığı ve pandeminin etkili olduğu dönemde bile bu oran %64'tü.
Bu tablo, üretimin ve yatırımın halen döviz riskine mahkum olduğunu gösteriyor.
4 ) Yüksek faize rağmen döviz mevduatlarının toplam mevduat içindeki payı %60'lardan sadece %38'lere geriledi.
Bu gerilemeye bakıp dolarizasyon bitti diyemiyoruz.
Çünkü vatandaş döviz yerine aynı zamanda altına yöneldi.
5 ) Dolarizasyonu sadece bankalardaki döviz hesaplarıyla ölçmek büyük hata.
Milyonlarca kişi tasarrufunu altına çeviriyor. Üstelik yastık altında bulunduğu tahmin edilen altının değeri 500 milyar doların üzerinde.
Altın varlıklarını da eklediğimizde tasarruflardaki dolarizasyon %70’e yaklaşıyor!
6 ) Güvensizlik şekil değiştiriyor, ama ortadan kalkmıyor. Dolar almayan altına yöneliyor.
Çünkü insanlar yüksek enflasyon ve güvensizlik nedeniyle, tasarruflarını ulusal parada tutmak istemiyorlar.
7 ) Türkiye'nin en büyük ekonomik korkusu enflasyon değil, kur şoku haline geldi.
İşte bu nedenle Merkez Bankası enflasyonla mücadele söylemi altında, kuru mümkün olduğunca baskılıyor.
Çünkü kurdaki sert yükseliş sadece fiyatları değil, şirket bilançolarını, bankacılık sistemini ve kamu maliyesini de sarsıyor.
8 ) Sorun rezervle örtülmeye çalışılıyor, ama sorun ortadan kalkmıyor.
Tasarruflar neden döviz ve altına kaçıyor?
Şirketler neden TL yerine dövizle borçlanıyor?
Bu soruların cevabı bulunmadan, yüksek faizle sıcak para çekip borçlanarak rezerv biriktirmenin sonu değişmez.
9 ) Kısa ve net söyleyelim: Dolar şokundan korkan AKP, her türlü diplomatik ve jeopolitik tavizi veriyor. Tom Barrack gibilerinden talimat alıyor, sesini dahi çıkaramıyor. Karşılığında sıcak para alarak günü kurtarıyor.
Türkiye’nin gerçek beka meselesi işte bu dolarizasyonun arkasındadır!
1 day ago | [YT] | 714
View 46 replies
Yurttaş TV
Son günlerde kanalımızı hedef alan gerçek dışı iddialar karşısında açıklamamızdır: 👇
3 days ago | [YT] | 895
View 74 replies
Yurttaş TV
Ekrem İmamoğlu "casusluk" suçundan hakim karşısında: Devlet adına çalışmış bir insandan casus çıkar mı?
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün hakkında “siyasal casusluk” iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesindeki duruşma salonunda görüldü.
İmamoğlu, dün sabah 10.30’da hazır bulunduğu duruşma salonundan, diploma davasında beyanda bulunmak üzere yaklaşık 15 dakika sonra ayrıldı.
Diploma davasının görülmesinin ardından İmamoğlu, casusluk davasının görüldüğü 4 no’lu salondaki sanık koltuğuna yeniden oturdu.
Duruşmada Merdan Yanardağ ve Necati Özkan ile avukatlarının savunmalarının alınmasının ardından İmamoğlu'nun savunması dinlendi.
Aynı gün üç farklı davada yargılandığını hatırlatan İmamoğlu, “Sabah 36 yıl önce üniversiteler arası geçiş yaptığım döneme ilişkin sözde evrakta sahtecilik davasındaydım. 18 yaşındaki Ekrem’e dava açıldı. Aynı kampüste İBB davası sürüyor. Şimdi de bu salondayım. Bugün burada ayrı salonlarda hukuk cinayetleri işleniyor. Ben de hukuksuzluk triatlonu yapıyorum. Bir hukuk cinayetinden diğerine koşarak kendimi savunmaya çalışıyorum” dedi.
Hakkında açılan davaların siyasi olduğunu savunan İmamoğlu, casusluk suçlamasını “hukuk devleti ilkesine ağır bir saldırı” olarak nitelendirdi. Türkiye’nin NATO Zirvesi öncesinde böyle bir davayla gündeme gelmesini eleştiren İmamoğlu, “Dört kez yenildiği, bir kez daha yenileceğini bildiği rakibini mahkeme salonlarında tasfiye etmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız” ifadesini kullandı.
“Sandıktan korkan, sandıktan kaçan, hatta kaybettiği seçimi iptal eden zihniyeti bu millet gördü” diyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Ben adalete de demokrasiye de Türkiye’nin güzel yarınlarına da güveniyorum. Bu mücadelede kararlıyım. Bu kararlılığım 86 milyonun tamamını kapsıyor. Çünkü hayalini kurduğumuz Türkiye, herkes için adil bir Türkiye’dir. Biz bu ülkeye küsmeden, kırılmadan, korkmadan hizmet etmeye yemin etmiş insanlarız. İstiklal Marşı’nın ilk kelimesi ‘Korkma’dır. O duygu hiçbir zaman zihnimizden silinmedi. Milletin iradesinden korkan, adaletten korkan bir anlayışın bu milleti temsil etmesi mümkün değildir.
Bugün görülen dava, bütün bu davalar içinde en ibret verici olanlardan biridir. İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbul tarihinde en yüksek oyla seçilmiş bir belediye başkanı, 15,5 milyon insanın oyuyla cumhurbaşkanı adayı olmuş, 25,1 milyon insanın imzasıyla desteklenmiş bir kişi olarak casusluk gibi son derece ağır bir suçlamayla yargılanıyorum. Bu tımarhanelik bir iştir. Bu iddianameye imza atanların ortaya koyduğu metin de tımarhanelik bir metindir.”
Casusluğun bir ülkenin güvenliğine, sırlarına ve bağımsızlığına ihanet anlamına geldiğini söyleyen İmamoğlu, savunmasını şöyle sürdürdü:
"Böylesine ağır bir suçlamanın siyasi rekabetin ve hukuki kurguların malzemesi haline getirilmesi yalnızca bana değil, hukuk devleti ilkesine de yapılmış ağır bir haksızlıktır. İlk celsede yapılan sunumları dinledikçe iddianameyi daha iyi anladım. Benimle ilgili bölüm neredeyse bir fotoğraftan ibaret. Allah rahmet eylesin, beni beş dakikalığına ziyaret eden bir hanımefendi ve kendisini manevi oğlu olarak tanıtan iş insanı Hüseyin Gün’ün beş dakikalık ziyareti ile çekilmiş görüntüler üzerinden casusluk iddianamesi hazırlanmış. Milyonların gözü önünde siyaset yapan, kamu görevi yürüten bir insan hakkında böylesine soyut iddialarla leke sürmeye çalışıyorlar.
Milletin iradesinden korkup siyasete müdahale etmek, canı isteyince seçim iptal etmek, canı isteyince kurultayı iptal etmeye çalışmak, istemediğini cezaevine göndermek… Bugün kendisini ‘devlet aklı’ olarak tanımlayan vasat zihniyetin Türkiye’ye yaşattığı tam olarak budur.
Yarın Ankara’da NATO Zirvesi var. Ukrayna konuşulacak, İran konuşulacak, Orta Doğu konuşulacak. Peki Türkiye’yi yönetenler orada ne diyecek? ‘Dört kez yenildiğim, bir kez daha yenileceğim rakibimi hapse attırdım. Dün de üç ayrı duruşmada yargıladım’ mı diyecekler? Bununla mı gurur duyacaklar? Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukunu böyle mi anlatacaklar? İşte bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu vahim tablo budur.
Vatandaşına güvenmeyip başkentini olağanüstü hal psikolojisine sokan bir anlayışla karşı karşıyayız. Kendi vatandaşından korkuyor. Bunu milli güvenlik meselesi gibi görüyor. İşte bugün yaşadığımız tablo tam da budur. Bir ülkeye ihanet vatandaşını düşman gibi görmekle başlar. Devletin gücü kapatılan meydanlardan değil, özgürce konuşabilen vatandaşlarından gelir. 86 milyonun sesinden çekinip dünyaya başka bir fotoğraf vermeye çalışmak mı ülkeye sadakat? Size milletine sadakat nedir de anlatırım, milletinden korkmak nedir de anlatırım. Çünkü bir ülkeye ihanet vatandaşını düşman gibi görmekle başlar. Vatandaşını sevmemekle başlar. Vatandaşından korkmakla, vatandaşından şüphe etmekle başlar. Cumhuriyeti, demokrasiyi, adaleti, özgürlükleri, hakkı ve hukuku unutursanız, kendinizi 1150 odalı bir saraya kapatır, o sarayın dehlizlerinden ülkeyi yöneteceğinizi zannederseniz tam da bugünkü duruma düşersiniz. Devlet yönetmek vatandaşını düşman görmek değil, vatandaşını sevmektir. Onunla hasbihal edebilmektir.
Bir ülkeye ihanet, milletin iradesini bastırmayı devlet yönetmek sanmakla başlar. Cumhuriyetin gücünü kendi milletinde değil de başkalarının takdirinde aramakla başlar. Gerçek devlet ciddiyeti nedir, milletine güvenmek nedir, Türkiye’nin itibarı nasıl korunur? Bir ülkenin gücü meydanlarını kapatmasıyla değil, meydanlarında özgürce konuşabilen insanların sayısını artırmasıyla büyür.”
“MİLLETİN İRADESİNE RAĞMEN KURULAN HİÇBİR DÜZEN BAŞARAMAZ”
Yargı üzerinden siyaset dizayn edilmeye çalışıldığını öne süren İmamoğlu, “Millet iradesine rağmen kurulan hiçbir hesap tarihte başarıya ulaşmadı, bugün de ulaşamayacak. Siyasi parti mühendisliği yapmaya çalışanlar, milletin iradesini mahkeme kararlarıyla şekillendirmek isteyenler asla başarılı olamayacak. Muhalifleri tasfiye etmenin aracı haline gelen bir adalet sisteminin hesabını er ya da geç millet soracaktır” dedi.
Casusluk iddianamesini eleştiren İmamoğlu, dosyanın İBB davasıyla bağlantılı kurgulandığını savundu. “Beş dakika görüştüğüm bir kişi bu dosyada örgüt yöneticisi olarak gösteriliyor. Hayatımda tanımadığım insanlar örgüt yöneticisi ilan ediliyor. Aynı kişiler başka salonda İBB davasının da örgüt yöneticileri olarak yargılanıyor.” ifadelerini kullanan İmamoğlu, şöyle devam etti:
“20 HAKİM DEĞİŞTİ, TEK DEĞİŞMEYEN SANIK BENİM”
"Hakkındaki davaların değişmeyen tek rutininin hakim ve savcı değişiklikleri olduğunu" söyleyen İmamoğlu, her seferinde aynı dosyayı yeniden anlattığını bildirdi. İmamoğlu, "Dosyaların değişmeyen tek tarafı sanık koltuğunda benim oturmam. Son bir buçuk yılda 15 ceza davası icat edildi, 20 hakim değişti. Hiçbir davam başladığı hakimle devam etmiyor. Madem yargı bağımsız, bu hakim değişikliklerini millete kim açıklayacak?"
İmamoğlu, aynı dosyada yargılanan Melih Geçek’in ailesine yönelik operasyonlara değindi. Yaklaşık bir ay önce terörle mücadele ekiplerinin Geçek’in eski eşinin, kız kardeşinin ve babasının evinde arama yaptığını belirten İmamoğlu, şunları söyledi:
“Gece yarısı ‘iPad arıyoruz’ diyerek evlere girdiler. Melih Geçek’in 7 yaşındaki yeğeninin oyun oynadığı tablete el koydular. Yetmedi, anne ve babasının telefonlarını aldılar. Eski eşinin ‘Bu telefon bana ait’ demesine rağmen telefonuna el koydular. 13 yaşındaki kızının ders çalıştığı tablet de emniyette. Bu mudur terörle mücadele? Bu insanların yaşadığı psikolojik işkencenin hesabını kim verecek?”
Hakkında dava açan savcıların terfi ettiğini ileri süren İmamoğlu, “Diploma davasının savcısı başsavcı vekili oldu. Bu dosyanın savcılarından biri başsavcı vekili, biri İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili, biri de Adalet Bakan Yardımcısı oldu. Makam dediğiniz şey onurla alınır, liyakatle alınır, emekle alınır; iftirayla, kumpasla, yalanla alınmaz” dedi.
“MİT BAŞKANI NEDEN KONUŞMUYOR?”
İmamoğlu, MİT’in mahkemenin yazısına cevap vermediğini öne sürerek, şu ifadeleri kullandı:
“MİT’e müzekkere yazıldı ama cevap yok. İbrahim Kalın niye konuşmuyor? Hüseyin Gün casus mu değil mi? Ekrem İmamoğlu casus mu değil mi? Necati Özkan casus mu değil mi? Merdan Yanardağ casus mu değil mi? Devlet adına çalışmış bir insandan casus çıkar mı? Eğer çıkıyorsa bunu MİT söylesin. Neden tek kelime etmiyorlar?”
Konuşmasının sonunda davanın siyasi olduğunu yineleyen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Yanlışı halk düzeltir. Bu yargılamalar ne kadar uzarsa uzasın, ne kadar hakim ve savcı değişirse değişsin bu süreç fiilen bitmiştir. Yakında halkın hükmünü sağır sultan bile duyacaktır. Ben 16 milyonluk İstanbul’un seçilmiş belediye başkanıyım. 15,5 milyon insanın ön seçimde tercih ettiği cumhurbaşkanı adayıyım. 25,1 milyon insanın imzasıyla desteklediği bir adayım. Bana ‘casus’ diyenin ağzını da karışlarım, alnını da karışlarım. Merdan Yanardağ bu ülkenin saygın bir gazetecisidir. Necati Özkan benim yıllardır danışmanımdır. Bu insanlardan casus çıkmaz. Tanıdığım kadarıyla Hüseyin Gün de devletine hizmet etmiş bir iş insanıdır. Yazık etmeyin. Eğer bu dosyada tutukluluğun devamına karar verecekseniz, o kararı da tanımıyorum.”
Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN / Anka Haber Ajansı
6 days ago | [YT] | 2,240
View 182 replies
Yurttaş TV
İBB davasını takip eden BirGün gazetesi muhabiri Kayhan Ayhan gözaltına alındı
BirGün Gazetesi muhabiri Kayhan Ayhan, “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” suçlamasıyla gözaltına alındı.
Edinilen bilgiye göre Ayhan Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.
Gözaltına alındığını sosyal medya hesabından paylaşan Ayhan, "Evime polis geldi, gözaltına alınıyorum" bilgisini verdi.
BirGün Gazetesi'nin haberine göre Ayhan’ın Silivri’deki Marmara Cezaevi Yerleşkesi’nde görülen İBB davasına dair haber ve paylaşımları suçlama konusu edildi.
Haberde Ayhan'ın geceyi Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde geçireceği ve ifadesinin yarın alınacağı bilgisi verildi.
6 days ago | [YT] | 1,246
View 162 replies
Yurttaş TV
Özgür Özel’in masasındaki son anket: Yeni parti AKP'ye fark atıyor!
CHP Lideri Özgür Özel’in masasındaki son ankete göre, Özel yeni parti kurarsa yüzde 33,8 oy alıyor. AKP yüzde 27 oy alırken Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP yüzde 5 oy alarak baraj altı kalıyor.
CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’nın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin kararıyla mutlak butlan ilan edilmesi ve ardından yaşanan gelişmelerin ardından Özgür Özel’in yeni bir parti kuracağı iddia ediliyordu. Özel, daha önce yaptığı açıklamada, "Temel motivasyonumuz partiden ayrılmak değil. Çaresiz kaldığımız noktada yapmamız gerekeni yaparız ama temel motivasyonumuz parti kurmak değil, partimizi geri almak. Öyle bakıyorum. Kıyamet senaryomuz var. Mahkeme bitmiyor, bunlar kurultay yapmıyor, baskın seçim gelmiş. Ne yapacağız? Doğru adayı çıkarıp koyacağız, bir partiye listeyi vereceğiz. Ama bu kıyamet senaryosu" demişti.
Bu tartışmalar sürerken, Özgür Özel liderliğinde kurulacak bir partinin oy oranı ve CHP seçmeninin mutlak butlan kararına karşı tutumu yeni anketlerin de konusu oldu.
Alınan bilgiye göre, bir araştırma şirketi tarafından 15-25 Haziran günleri arasında, 28 ilde, 1165 kişinin katılımıyla anket yapıldı. Özel’in masasında bulunan bu son ankete katılan ve CHP seçmeni olduğunu belirtenlerin yüzde 60'ı butlan kararına karşı çıkıyor. Anket sonuçlarına göre, kurulacak yeni parti ise birinci parti konumuna yükseliyor.
ÖZGÜR ÖZEL’İN PARTİSİ BİRİNCİ PARTİ
Birden fazla senaryonun sorulduğu ankete göre, Özgür Özel yeni bir parti kursa alacağı oy oranı yüzde 33,8. Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP yüzde 5 ile baraj altı kalırken, AKP ise yüzde 27 oy alıyor.
Özel’in CHP’nin genel başkanlığına döndüğü bir diğer senaryoda ise CHP’nin oy oranı yüzde 36,5’e çıkıyor. Bu senaryoda da AKP'ye oy vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 27,5 oluyor.
TOPLUM BUTLANA KARŞI, CHP'LİLER KURULTAY İSTİYOR
Ankete göre, Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeniden CHP Genel Başkanı olarak görevlendirilmesi kararı, ankete katılanlar tarafından kabul edilmedi. Ankete katılanların yüzde 61’i kararı doğru bulmazken bu oran CHP seçmenlerinde yüzde 83’e yükseliyor.
Ankete katılan CHP seçmeninin yüzde 71’i, Kılıçdaroğlu’nun hemen kurultaya gitmesi gerektiğini düşünüyor.
TOPLUM BUTLANI İKTİDARLA İLİŞKİLENDİRİYOR
Ankette katılımcılara, "Butlan kararıyla iktidarın ilgisi yoktur, CHP'nin iç meselesidir" görüşüne katılıp katılmadıkları da soruldu. Bu soruya katılımcıların yüzde 53’ü katılmadı, butlan kararını CHP’nin iç meselesi olarak görenlerin oranı ise yüzde 41.
YENİ PARTİNİN OY POTANSİYELİ YÜZDE 46
Ankete katılanların yüzde 40’ı Özgür Özel’in yeni bir parti kurması gerektiğini düşünürken, bu oran CHP seçmeninde yüzde 46’ya çıkıyor. CHP seçmeninin yüzde 37’si ise Özel’in partide kalarak Kılıçdaroğlu’na karşı mücadele etmesi gerektiğini düşünüyor.
Özgür Özel liderliğinde kurulacak bir partiye oy verme ihtimali olanların oranıysa yüzde 46. Bu oran CHP seçmeninde ise yüzde 80’e çıkıyor.
(ANKA)
1 week ago (edited) | [YT] | 4,674
View 327 replies
Yurttaş TV
Özgür Özel, Deniz Göktaş’ı tutuklu bulunduğu Tekirdağ Karatepe Cezaevi'nde ziyaret etti
1 week ago | [YT] | 6,133
View 384 replies
Yurttaş TV
Ankara Milletvekili Adnan Beker, CHP'den istifa ettiğini açıkladı.
Beker, "Bağımsız Ankara milletvekili olarak ülkemin birliği, beraberliği ve huzuru için mücadele etmeye devam edeceğim" dedi.
CHP Ankara Milletvekili Adnan Beker, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
"Cumhuriyet Halk Partisi’nde kişisel hesapların ve hukuksuzluğun hakim olduğunu üzülerek izlemekteyim.
Mevcut yapı içerisinde verilecek bir siyasi mücadelenin ülkemize ve milletimize yararı olmayacağı kanaatinde olduğum için Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden istifa ediyorum.
Bağımsız Ankara milletvekili olarak ülkemin birliği, beraberliği ve huzuru için mücadele etmeye devam edeceğim."
1 week ago | [YT] | 298
View 120 replies
Yurttaş TV
Özgür Karabat: Bu nasıl zam! Emekli maaşı ne kiraya ne gıdaya yetiyor!
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, sosyal medya hesabından çok çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Karabat açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
1) Emekli kirasını ödeyemiyor, gıda yardımına muhtaç, otel köşelerine düşmüş durumda.
Derinleşen ekonomik kriz, bitmek bilmez sorunlar, dayatılan otoriterlik... Türkiye’nin gerçek gündemi bunlardır.
2) Kaliteli ve sağlıklı beslenme ile barınma konuları, AKP sayesinde birer kriz halini aldı. İlk 6 aylık enflasyon verileri ile emekli maaşlarına sözde zam yapıldı. En düşük emekli aylığı 20 bin TL'den 23 bin 552 TL'ye yükseldi. Bunun ne kadar yetersiz bir seviye olduğuna hep birlikte bakalım...
3) Merkez Bankası'nın yeni kiracı kira endeksine göre, Türkiye'de 100 metrekarelik bir evin ortalama kirası 24 bin 179 TL oldu. Yani en düşük emekli maaşı, Türkiye ortalama kirasının bile altında kaldı. Bir ömür çalışan milyonlarca insanın maaşı kiraya bile yetmiyor.
4) İstanbul'da ortalama kira 40 bin 453 TL. En düşük emekli maaşı alan biri, maaşının tamamını kiraya verse bile her ay yaklaşık 17 bin TL açık veriyor. Üstelik bu hesaba elektrik, doğalgaz, su, internet, ulaşım, ilaç, gıda ve diğer zorunlu harcamalar dahil değil.
5) Sadece İstanbul değil, pek çok şehirde de durum aynı. Muğla'da ortalama kira 33 bin 138 TL, İzmir'de 26 bin 579 TL, Antalya'da 25 bin 95 TL, Çanakkale'de 24 bin 679 TL. En düşük emekli maaşı, bu illerin tamamında ortalama kiranın altında kaldı. İnsanlar artık maaşlarıyla ev kiralayamaz hale getirildi.
6) Açıklanan maaş artışları, vatandaşın pazarda ve markette yaşadığı hayat pahalılığını yansıtmıyor. Çünkü maaş zamları, milyonların hissettiği gerçek enflasyona değil, açıklanan resmi enflasyon verilerine göre belirleniyor. TÜİK tarafından enflasyon düşük gösterildikçe memurun da emeklinin de maaşı yerlerde sürünüyor.
7) Açlık sınırı bugün birçok araştırmaya göre 35 bin TL'nin üzerine, yoksulluk sınırı ise bunun kat kat üstüne çıkmış durumda. Buna rağmen en düşük emekli maaşı 23 bin 552 TL seviyesinde bırakılıyor. İnsanlara bırakın insanca yaşamayı, temel beslenme giderlerini bile karşılayamayacakları bir gelir reva görülüyor.
8 ) Asgari ücretliye ise ara zam yapılmadı. Milyonlarca çalışan yılın ikinci yarısına, yılın ilk günündeki maaşıyla devam edecek. Oysa kira arttı, gıda arttı, ulaşım arttı, faturalar arttı. Artmayan tek şey çalışanların geliri oldu. Enflasyon karşısında ücretler her ay biraz daha erirken milyonlarca emekçi sessizce yoksullaşıyor.
9) Bugün Türkiye'de milyonlarca emekli vatandaşımız, çocuklarından ve çevresinden destek almadan yaşamını sürdüremiyor. Enflasyonla mücadele adı altında halkımız bilerek yoksullaştırılıp, yardıma muhtaç hale getiriliyor. Buna da “devlet aklı” deniliyor!
1 week ago | [YT] | 2,336
View 156 replies
Load more