"Welcome to the magical world of books!
On this channel, we dive into the depths of literature, touch the souls of characters and embark on a new journey on every page. Our aim is not just to get information from books, but to rediscover them by feeling, thinking and discussing them.
In each episode, you can expect delightful conversations, deep analysis and inspiring ideas on different books, authors and themes. Whether you're a fan of classic literature or a fan of new releases... there is a page for everyone.
📚 For those who love to live, not read...

Translated with DeepL.com (free version)


Kitaplık

Yeni videomuz YAYINDA!. İyi Seyirler!..

2 weeks ago | [YT] | 0

Kitaplık

“Bazı acılar vardır…
İnsan onları anlamaya değil, sadece yanında sessizce durmaya çalışır.”
Bir çocuğun ölümü zaten insanın içini parçalayan bir şeyken, toplum bazen engelli bir çocuğun ölümüne karşı daha “alışılmış”, daha “kabullenilmiş” bir refleks gösterebiliyor.
Sanki o hayat daha eksik yaşanmış gibi…
Sanki onun gidişi daha az yarım bırakmış gibi…
Oysa mesele bedenin ne kadar “sağlam” olduğu değil.
Bir insanın sevilmiş olmasıdır.
Belki yürüyemiyordu…
Belki konuşamıyordu…
Belki yaşıtları gibi koşamıyordu…
Ama bir annenin gözünde dünyaydı.
Bir babanın hayata tutunma sebebiydi.
Bir kardeşin alışkanlığı, bir evin sesi, bir kalbin yükü ve neşesiydi.
Modern dünya insanı “işleviyle” ölçmeye alıştı.
Üreten daha değerli, güçlü olan daha önemli sanılıyor.
Bu yüzden bazı insanlar bilinçsizce şunu düşünüyor:
“Zaten zor bir hayatı vardı…”
Ama kim karar veriyor hangi hayatın yaşamaya değer olduğuna?
Belki de engelli çocuklar, bize insan olmanın unutulan tarafını hatırlatıyor:
Sevmenin performans istemediğini…
Değerin başarıyla ölçülmeyeceğini…
Merhametin, hız çağında kaybolan son erdemlerden biri olduğunu…
Bir çocuğun ölümü; hayallerin, ihtimallerin, geleceğin ölmesidir.
Ve hiçbir çocuğun kaybı “daha az acı” değildir.
Asıl tehlikeli olan şey şu olabilir:
Bazı hayatların daha az önemli olduğuna yavaş yavaş inanmaya başlamamız…
Çünkü insan, önce başkasının acısını küçültür.
Sonra vicdanını.
Sence toplum gerçekten her insan hayatına eşit değer veriyor mu?
Yoksa bazı insanların acıları sessizce daha görünmez mi kalıyor?

2 weeks ago | [YT] | 0

Kitaplık

Yeni Videomuz Yayında! Mutlaka DİNLEYİN!...

3 months ago | [YT] | 1

Kitaplık

Yeni Videomuz Yayında! Mutlaka DİNLEYİN!...

3 months ago | [YT] | 0

Kitaplık

Yeni videomuz yayında. İyi seyirler.

4 months ago | [YT] | 0

Kitaplık

Yeni serimizin ilk bölümü YAYINDA! Umarım keyif alırsınız. İlginiz için teşekür ederim.

4 months ago | [YT] | 0

Kitaplık

Şiir analizleri yaptığımız yeni bir kategori oluşturmayı düşünüyorum. Ne dersiniz ?. Bu cuma örnek bir analiz videosu paylaşacağım. Fikirlerinizi açıkça söylerseniz çok mutlu olurum.

4 months ago | [YT] | 0

Kitaplık

Bu metin hangi kitaptan alıntılanmıştır? :)

4 months ago | [YT] | 3

Kitaplık

Canterbury Hikâyeleri

Canterbury Hikâyeleri, 14. yüzyıl İngiltere’sinde farklı mesleklerden yaklaşık 30 kişinin, Canterbury’de Aziz Thomas Becket’in türbesine gitmek üzere çıktıkları hac yolculuğunu anlatır. Yolculuk sırasında her hacı, zaman geçirmek için bir hikâye anlatır.

Bu hikâyeler;

İki yüzlü din adamlarını,

Açgözlü tüccarları,

Rüşvetçi yöneticileri,

Şiddete meyilli tipleri,

Saf ama idealist gençleri,

Gücünü ve statüsünü putlaştıranları

acımasız bir dürüstlükle gözler önüne serer.

Chaucer’ın asıl başarısı, insan doğasının yüzyıllar geçse de değişmeyen zaaflarını mizah, ironi ve sert bir gerçekçilikle anlatmasıdır.
Bu yüzden Canterbury Hikâyeleri, sadece bir Orta Çağ eseri değil; bugünü okuyan bir aynadır.

5 months ago | [YT] | 0

Kitaplık

Aşk ve Gurur — Jane Austen

Elizabeth, kendisine yöneltilen bu duygular karşısında uzun süre sessiz kaldı. Hisleri karışıktı; şaşkınlık, minnettarlık ve geçmişteki yargılarının utancı birbirine karışıyordu.

Onu ne kadar yanlış değerlendirdiğini fark etmek, kalbinde ağır ama öğretici bir etki bırakmıştı. Gururunun, başkalarının kusurlarını görmeye ne kadar hevesli olduğunu; kendi önyargılarının ise ne kadar kör edici olabildiğini şimdi daha açık seçik görüyordu.

Zamanla anladı ki, gerçek sevgi; gösterişli sözlerle değil, sessiz bir sadakatle, sabırla ve karakterin sınandığı anlarda ortaya çıkıyordu. Ona karşı hissettikleri, bir anda doğmamıştı. Aksine, düşünceyle, iç muhasebeyle ve kendini sorgulamakla yavaş yavaş şekillenmişti.

Ve Elizabeth, tüm bu fark edişlerin sonunda şu gerçeği kabullendi:
İnsan bazen bir başkasını değil, önce kendi gururunu yenerek sevmeye başlar.

5 months ago | [YT] | 3